amerika'da mahalle aralarındaki o minnoş kütüphaneler
new jersey taraflarında mahalle arasında yürüyüşe çıktığımda ilk dikkatimi çeken şey evlerin bahçe girişindeki o rengarenk ahşap kutular olmuştu. üzerinde yazan bu kutular, aslında bu koca kıtanın o bazen mesafeli duran profesyonelliğinin altındaki en samimi geleneklerden biri bence. mantığı o kadar basit ve zarif ki; elindeki okuduğun kitabı oraya bırakıyorsun, içinden gözüne kestirdiğin bir başkasını alıp gidiyorsun. ne bir kayıt, ne bir ücret, ne de bir kontrol mekanizması var. tamamen karşılıklı güvene ve okuma sevgisine dayalı bir paylaşım bu. montclair civarında yaşarken her hafta sonu rotamı bu kutulara göre belirlerdim. bazen hiç ummadığım bir klasik eser çıkardı, bazen de mahalledeki bir çocuğun bıraktığı boyama kitabı. bu paylaşım kültürü sadece kitapla da sınırlı değil. (bkz: ) aslında hayatın her alanına sızmış durumda. mesela grupları var facebook üzerinde. taşınırken ya da eşya yenilerken sapasağlam kahve makinesini, vintage bir lambayı veya hiç kullanılmamış mutfak gereçlerini sadece birine faydası dokunsun diye ücretsiz veriyorlar. bir keresinde sırf bu gruplar sayesinde evimin çalışma odasını neredeyse sıfır masrafla dizmiştim. kapitalizmin göbeğinde insanların birbirine 'al bu senin olsun, benim işime yaramıyor ama sen kullan' demesi, o toplumsal güveni ve komşuluk bağını hissetmek bana kendimi buraya ait hissettiren en büyük sebeplerden biri oldu. her sabah kapısının önüne 'free' notuyla tertemiz bir koltuk veya saksılar bırakan komşuyu görünce, dünyanın o kadar da bencil bir yer olmadığını hatırlayıp mutlu oluyorum.
damla texas4 Eki 2026 11:10