ingiltere'de pub quiz sayesinde edinilen mahalle kültürü

londra'nın batısında, ealing taraflarına ilk taşındığım dönemlerde akşamları eve kapanıp dizi izlemekten gına gelmişti. bizim buralardaki "the rose and crown" adlı pub'da her salı yapıldığını görünce, biraz da çekinerek kapıdan kafamı uzattım. genelde gruplar halinde geliniyor diye biliyordum ama şansıma köşedeki masada oturan orta yaşlı bir çift "biz iki kişiyiz, istersen bize katıl" diye el etti. o gece sadece genel kültür sorusu cevaplamadık; o masada paul ve linda ile tanışmak benim ingiltere'ye bakış açımı tamamen değiştirdi. her hafta düzenli gitmeye başladıkça takımımız genişledi; bir gün yan caddeden biri katıldı, öbür gün mahallenin emektar kütüphanecisi geldi. işin güzel tarafı, o bildiğimiz "soğuk ve mesafeli ingiliz" imajının o masada tamamen tuzla buz olması. puan tablosunda sonuncu olduğumuzda bile "en azından biramız güzel" deyip kahkahayı basan, kaybettiğimizde birbirine ısmarlayan şahane bir ekip olduk. gurbette o meşhur yalnızlık hissini kıracak bir şeyler ararken kendimi bir anda pazar günleri (bkz: ) kapsamında uzun yürüyüşlere çıkan bir grubun içinde buldum. geçen ay ev taşırken paul'un kendi kamyonetiyle gelip sormadan yardım etmesi, linda'nın kendi bahçesinden topladığı domateslerle kapımı çalması gibi detaylar, buralarda da aslında çok sağlam bir topluluk bilinci olduğunu kanıtladı. türkiye'deki mahalle bakkalı samimiyetini tam olarak aynen bulmasanız da, buranın da kendi içinde, o meşe masaların etrafında dönen çok farklı ve sıcak bir dokusu var. eğer ingiltere'de kendinizi izole hissediyorsanız, mahallenizdeki yerel pub'ın etkinlik takvimine bir göz atın derim; bir bakmışsınız elinizde kalemle "1970'lerde en çok satan albüm hangisiydi?" diye tartışırken hayat boyu sürecek bir dostluğun temelini atmışsınız.
phoenix comet13 Eyl 2026 08:05