amerika'da sokak aralarındaki kitap paylaşım kutuları

taşındığım ilk aylarda new jersey taraflarında banliyöde yürüyüş yaparken her iki üç blokta bir gördüğüm o minik ahşap kulübelere bayılmıştım. başta posta kutusunun süslü versiyonu sanmıştım ama yakından bakınca olayı çözdüm; meşhur dedikleri olaymış. türkiye'de olsa o kutunun camını çerçevesini indirirler miydi diye düşünmeden edemiyor insan ama burada o kadar yerleşmiş bir güven kültürü var ki, insanlar gerçekten değer veriyor. benim sokağın köşesindeki kutuda geçen gün stephen king'in nispeten yeni bir kitabını tertemiz buldum, şaka gibi. konsept zaten üzerine kurulu. karşılığında ben de evdeki fazlalık ingilizce-türkçe sözlüklerden birini bıraktım, belki mahallede birinin işine yarar diye düşündüm. sadece kitap da değil, bazen kutunun yanına veya kışın eldiven falan bırakanlar da oluyor, o zaman adı "free pantry" oluyor ama mantık aynı paylaşımcılık. insana garip bir aidiyet hissi veriyor bu durum. hiç tanımadığın komşunun kütüphanesinden bir parçayı evine götürüyorsun, o da seninkini alıyor. özellikle o izole amerikan banliyö hayatında mahalleliyle bağ kurmanın en sessiz ve en zarif yolu bu bence. (bkz: ) gibi bu da insanı o bireyselci sistem içinde "yalnız değilmişim" diye gülümseten küçük detaylardan. geçenlerde içine el yazısıyla bir not bırakılmıştı "bu kitap beni çok etkiledi umarım sana da iyi gelir" diye. bu tip jestler vize stresi, iş koşturmacası derken insanı gerçekten yumuşatıyor. bu yüzden akşam yürüyüşleri benim için artık bir nevi define avına dönüştü.
serdar sahin23 Eyl 2026 09:50