ingiltere'de bir türlü kurulamayan o samimiyet

beş yıldır manchester'da yaşıyorum, hani artık buranın havasına, suyuna, kuyruğa girme kültürüne alıştım diyordum ama bazen öyle bir gurbet hissi vuruyor ki insanı hiç beklemediği bir anda hazırlıksız yakalıyor. geçen gün iş çıkışı her zamanki şubelerinden birine uğradım. etraf cıvıl cıvıl, herkes birasıyla dönüyor, kahkahalar havada uçuşuyor ama o neşenin içine sızmak deveye hendek atlatmaktan zor. ingilizlerin o meşhur nezaketi, her cümleye "sorry" veya "cheers mate" ile başlamaları aslında aşılması imkansız birer duvar gibi. bizim türkiye'deki gibi "hadi bir çay içelim" deyip üç saat hayatı sorguladığın o plansız, samimi buluşmaları mumla aratıyor. burada her şey takvime bağlı, iki hafta önceden atılmadan kimseyle bir kahve bile içemiyorsun. bazen markette seçerken kendi kendime "lan ne yapıyorum ben burada?" diyorum. evet, parklarda yürümek güzel, (bkz: ) falan eyvallah da insanın canı bazen sadece kapısını çalabileceği, çat kapı gidebileceği bir dost arıyor. yerel halkla kurulan sosyal bağlar genellikle seviyesinden öteye geçmiyor. hava nasıl, hafta sonu ne yaptın, ayaküstü bir iki şaka... o kadar. derinleşmeye çalıştığın an o meşhur ingiliz mesafesi hemen devreye giriyor. bir noktadan sonra insan kendi gibi gurbetçilerin arasına sığınıyor. sizde de durumlar böyle mi? bu sosyal bariyeri aşabilen, "burada kendime gerçek bir çevre kurdum" diyebilen var mı yoksa hepimiz bu kibar yalnızlığın içinde miyiz?
tunc bulamadim10 Eki 2026 15:24