ingiltere'de akşam olunca çöken o anlamsız gurbet hissi

beş yılı devirdim buralarda ama şu kışın saat 4'te kararan havasıyla gelen o garip boşluk hissi yakamı bir türlü bırakmıyor. özellikle londra gibi bir yerde binlerce insanın içinde olup bu kadar izole hissetmek gerçekten çok acayip bir paradoks. işten çıkıp sainsbury's'den aldığın bir şeylerle eve yürürken, her pencerenin arkasında bir hayat olduğunu biliyorsun ama o kapıların hiçbirinden içeri 'gel bir çay içelim' diye davet edilmeyeceğini de biliyorsun. ingilizlerin o meşhur nezaketi aslında bir yandan da aşılmaz bir duvar gibi. pub'a gidip iki bira içmek sosyalleşmek gibi geliyor ama konuşulanlar hep havadan sudan, futbol muhabbeti veya ofis dedikodusu. derin bir mevzuya gireyim desen herkes bir tık geri çekiliyor. türkiye'deki o dertleşme kültürünü, plansız programsız bir arkadaşının kapısını çalabilmeyi çok özlüyorum. burada her şey (bkz: ) tadında olmasa da yine de haftalar öncesinden planlanmış 'catch up' seanslarına bağlı. bazen sadece mutfakta biriyle oturup hiçbir şey yapmadan susmayı bile özlüyor insan. geçen gün lewisham taraflarında yürürken bir fırından gelen taze ekmek kokusu beni direkt mahalledeki fırına götürdü, bir an nerede olduğumu unuttum. sonra yağmur çiselemeye başlayınca gerçekliğe döndüm tabii. gurbet hissi dediğin şey bence tam olarak bu; en mutlu anında bile bir tarafının eksik olması ve o eksikliği neyle dolduracağını bilememek. sizde de durumlar böyle mi yoksa ben mi fazla melankoliye bağladım bu aralar? bu adada gerçekten 'evinde' gibi hisseden var mı aranızda?
meltem manchester13 Eki 2026 23:52