hollanda'da bisikletle hiç bilmediğin bir köye sürüklenmek
taşındığımdan beri en büyük keyfim, hafta sonları ns uygulamasından bir bilet alıp, bisikletimi de trene atıp bilmediğim bir yöne gitmek. hollanda'da yaşamanın en sevdiğim yanı bu; denen o muazzam bisiklet yolları seni öyle bir yere götürüyor ki, kendini bir anda 17. yüzyıldan kalma bir tablonun içinde buluyorsun. geçenlerde utrecht taraflarında ormanına denk geldim, insan gerçekten hayret ediyor; bu kadar düzenli, bu kadar el bebek gül bebek bakılmış bir doğa olamaz. her yer yemyeşil, kanalların kenarında insanlar kanolarıyla süzülüyor, biz de bisikletle o meşhur yani düğüm noktalarını takip ederek köy köy geziyoruz. bir noktada yol bizi eski bir yel değirmeninin yanındaki minicik bir kafeye çıkardı. oturduk, birer söyledik. o anki huzuru tarif etmem imkansız. etrafta korna sesi yok, sadece rüzgarın sesi ve uzaklardan gelen inek çanları var. hollanda'nın dümdüz olması başta sıkıcı gelir sanmıştım ama o uçsuz bucaksız gökyüzü ve manzarası insanı resmen terapiye alıyor. bazen leiden'den denize doğru sürüp kıyılarında kum tepelerinin arasında kayboluyorum. buraların o sakin, güvenli ve estetik hali insana yaşadığını hissettiriyor. türkiye'de trafiğin içinde sinir harbi yaşarken buralarda doğanın bu kadar ulaşılabilir olması resmen bir lüks. her şehri, her sokağı ayrı bir estetik harikası gibi planlamışlar. keşfettikçe daha da çok sevesi geliyor insanın bu küçük memleketi.
ismail efendi25 Eki 2026 11:24