amerika'da mahalle potluck'larının samimiyeti

amerika'ya ilk taşındığımda herkesin çok yüzeysel olduğunu, "how are you" deyip geçtiklerini, o meşhur sahte gülümsemelerin ötesine asla geçilemeyeceğini düşünüyordum. seattle'da ballard tarafında küçük bir eve taşındıktan üç hafta sonra kapıma el yazısıyla yazılmış bir not bırakıldı. yan komşum nancy, haftaya pazar bahçesinde bir düzenleyeceğini, herkesin bir kap yemekle gelmesinin yeterli olacağını yazmış. açıkçası biraz çekinerek gittim, elimde marketten aldığım alelade bir humus ve pita ekmeğiyle. ama ortam o kadar rahattı ki, kimse senin ne getirdiğine veya kıyafetine bakmıyor. o gün o bahçede sadece amerikalılar değil; etiyopyalı bir yazılımcı, meksikalı bir öğretmen ve otuz yıldır o mahallede yaşayan iranlı bir aileyle tanıştım. herkes birbirinin hikayesini dinlemeye o kadar hevesliydi ki, o meşhur "small talk" bir anda hayatın gerçeklerine, göçmenlik anılarına ve karşılıklı tavsiyelere evrildi. bu olayı aslında amerika'nın en az konuşulan ama en güzel taraflarından biri. türkiye'deki o bildiğimiz çat kapı komşuluk gibi değil belki ama bir topluluğa ait olduğunu hissettirmek konusunda çok başarılılar. nancy’nin bahçesinde saatlerce oturup yerel çeşitlerini denerken, kendimi gurbetteki bir yabancı gibi değil de, o büyük puzzle'ın bir parçası gibi hissettim. geçen kış büyük bir fırtına çıktığında gruptaki gençlerin, yaşlıların kapısının önündeki karları hiçbir karşılık beklemeden küremesi (bkz: ) örneğindeki gibi çok doğal bir reflekse dönüşmüş durumda. amerika'nın o hırslı ve koşturmacalı yüzünün arkasında böyle naif bir damar bulmak beni buraya bağlayan en temel şey oldu. en azından benim yaşadığım mahallede insanlık hala ölmemiş dedirten cinsten bir tecrübeydi.
cipher cipher15 Eyl 2026 09:19