kanada'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

vancouver'da üçüncü kışımı bitirirken içimdeki o ince sızının hiç geçmediğini fark ettim. hani dışarıdan bakınca her şey çok düzgün; işte tıkır tıkır işliyor, insanlar aşırı nazik, doğa dersen (bkz: ) ama o sosyal boşluk bazen insanın üzerine karabasan gibi çöküyor. türkiye'deyken 'ya ne olacak, her hafta sonu plan yaparız' diyordum ama burada işler öyle yürümüyor. mesafe dediğin şey burada bambaşka bir boyut; burnunun dibindeki mississauga'ya veya surrey'e gitmek bile bazen kar kış derken iki saatlik bir operasyona dönüşüyor. insanlar ama asla değil gibi hissediyorum bazen. tim hortons'da 'how are you' diyen kasiyerden tut, iş yerindeki iş arkadaşına kadar herkesin bir cam duvarı var sanki. akşam 6'dan sonra sokaklarda kimse kalmıyor, herkes o müstakil evlerine çekilip kapısını kilitliyor. hele o ocak-şubat aylarındaki dondurucu soğuklarda dundas square civarında rüzgar yerken 'benim burada ne işim var' demeyen gurbetçi yoktur sanırım. bazı günler sırf iki satır türkçe konuşmak için tarafındaki marketlere gidiyorum, o dereceye ulaştı durum. (bkz: ) falan güzel ama kitaplar da bir yere kadar arkadaş oluyor insana. sosyal hayatın sadece üzerine kurulu olması ve kimseyle gerçekten derin bir bağ kuramamak yoruyor bir yerden sonra. sizin oralarda durumlar nasıl? bu gri gökyüzü altında bu hissi bir tek ben mi yaşıyorum yoksa bir noktada alışılıyor mu?
derya hoca30 Eki 2026 23:48