almanya'daki offener bücherschrank kültürü

hamburg'un eimsbüttel sokaklarında ilk dolandığım zamanlar, yol kenarlarında eski telefon kulübelerinin içine dizilmiş kitapları görünce biraz şaşırmıştım. başta "herhalde bir sahaf falan dükkanını dışarı taşıdı" diye düşünmüştüm ama sonra mevzuyu kavradım. dedikleri bu olay, aslında bu ülkenin o soğuk duran maskesinin altındaki inanılmaz paylaşımcı ruhu gösteriyor. olay çok basit; bitirdiğin, artık kütüphanende yer kaplamasını istemediğin ama çöpe atmaya da kıyamadığın kitapları getirip buraya bırakıyorsun. karşılığında hiçbir şey ödemeden oradan başka bir kitap alabiliyorsun. bazen hiçbir şey bırakmadan da alabiliyorsun, kimse "hop hemşerim ne yapıyorsun" demiyor. geçenlerde osterstrasse civarında yürürken rastladığım bir dolapta stefan zweig'ın eski basım bir kitabını buldum, bildiğin hazine bulmuş gibi hissettim. bu sadece kitapla da sınırlı değil. (bkz: ) da bunun bir parçası. geçen pazar kapımın önüne biri gıcır gıcır bir french press bırakmış, yanına da "çalışıyor, ihtiyacı olan alsın" notu düşmüş. insan türkiye'den gelince ilk başta "kesin bunda bir bit yeniği var" ya da "bozuktur bu" diye yaklaşıyor ama zamanla o güven ortamına alışıyorsun. birinin işine yaramayan şeyin başka birinin akşamını güzelleştirmesi harika bir sosyal dayanışma. almanların o meşhur kurallar silsilesi ve mesafeli tavrı, bu tip ortak kullanım alanlarında yerini çok tatlı bir mahalle kültürüne bırakıyor. özellikle kışın o gri havalarda, rastgele bir sokak köşesinde karşına çıkan bu küçük paylaşım noktaları insana yaşadığı yeri gerçekten evindeymiş gibi hissettiriyor. benim buradaki hayatımda en sevdiğim detaylardan biri haline geldi bu durum.
kafam karisik31 Eki 2026 07:48