almanya'da plansız hafta sonu gezilerinin tadı
buraya ilk geldiğimde her şeyi aylar öncesinden planlamam gerektiğini sanırdım ama zamanla anladım ki asıl keyif cuma akşamı db navigator uygulamasını açıp rastgele bir yöne bakmakta saklıymış. özellikle hayatımıza girdiğinden beri bu iş iyice terapiye dönüştü; zone derdi yok, bilet alma stresi yok. sabah münih'ten çıkıp öğlene doğru bamberg'in o meşhur isli birasını içerken bulabiliyorum kendimi. türkiye'de yaşarken doğaya ulaşmak için saatlerce trafik çekmeye alışmış biri olarak, burada şehrin göbeğinden tramvaya binip on dakika sonra balta girmemiş orman kıvamında bir parkurda yürümeye başlamak hala inanılmaz geliyor. geçen hafta harz bölgesinde quedlinburg diye bir yere düştü yolum; o yarı ahşap evlerin mimarisi, sokakların sakinliği sanki bir masalın içine bırakılmışsınız hissi veriyor. bazen yol kenarında rastladığım (bkz: ) içinden eski bir kitap seçip bir ağaç gölgesine oturuyorum. o an gelen huzur, insanın üzerindeki tüm o gurbet yorgunluğunu, bürokrasi stresini alıp götürüyor. buraların asıl olayı büyük metropollerden ziyade o tabelasını bile okuyamadığınız küçük köylerdeki rotalarıymış. her köşe başında karşına çıkan küçük bir göl veya bir tepenin üzerine kurulmuş orta çağ şatosu, insana neden burada olduğunu hatırlatıyor. sanırım almanya'nın en sevdiğim yanı bu; hayat ne kadar düzenli ve monoton görünse de bir tren uzağında her zaman keşfedilmeyi bekleyen, ruhu dinlendiren bir köşe mutlaka var. benim için seyahat etmek artık sadece 'gidilecek yerler' listesi işaretlemek değil, o anlık durma ve nefes alma hali oldu.
gunah bende5 Eki 2026 10:14