kanada'da doğanın içinde kaybolma lüksü
buraya ilk geldiğimde her yerin bu kadar devasa olacağını tahmin etmemiştim. toronto'nun o beton ormanından çıkıp sadece üç saatte girişine ulaştığınızda insan bi duraksıyor. geçen yaz bir arkadaşla kano kiralayıp gölün ortasına kadar açıldık. o anki sessizliği hayatımda başka hiçbir yerde duymadım. türkiye'de orman dediğimiz yerler buranın yanında bazen şehir parkı gibi kalıyor. en güzel yanı da her şeyin muazzam bir nizam içinde olması. aldığınız an bütün o devasa milli parklar elinizin altında oluyor. rotalar o kadar iyi işaretlenmiş ki, hayatında hiç trekking yapmamış birisi bile kaybolmadan zirveye çıkabilir. o gün şansımıza bir tane devasa geyik gördük, buranın yerlilerinin tabiriyle . yolun kenarında öylece durmuş bizi izliyordu. korkmak yerine inanılmaz bir saygı duyuyorsun o doğaya. yeni bir şehre gidince de durum değişmiyor. vancouver'a ilk gittiğimde (bkz: ) içinde bisiklet sürerken bir yanda gökdelenler, bir yanda okyanus, diğer yanda karlı dağlar olması beni benden almıştı. insan burada gerçekten nefes aldığını hissediyor. iş stresi, evrak işleri veya gelecek kaygısı derken bazen durup sadece durmak gerekiyor. kanada bu imkanı her köşesinde, her eyaletinde sunuyor insana. akşam kampa dönerken o buz gibi temiz havayı ciğerlerime çekince "iyi ki bu maceraya atılmışım" dediğim o anlar gerçekten paha biçilemez.
arda toronto25 Eki 2026 14:24