hoge veluwe parkı'nda beyaz bisikletle kaybolmak

geçen hafta sonu hava azıcık yüzünü gösterince kendimi direkt tarafına attım. hollanda'da yaşamanın en güzel yanlarından biri, sadece kısa bir tren yolculuğuyla kendinizi bambaşka bir dünyada bulabilmeniz. utrecht'ten trenine binip oradan da parka vardığımda o meşhur yani beyaz bisikletlerden birini kaptım. bu parkın olayı girişteki depolarda yüzlerce beyaz bisikletin öylece durması. kilidi yok, sırası yok; bin git. . ormanda pedallarken bir anda karşınıza çıkan o uçsuz bucaksız kum tepeleri ve vahşi doğa insanı gerçekten resetliyor. şehirdeki o bitmek bilmeyen (bkz: ) hengamesinden sonra buradaki sessizlik ilaç gibi geldi. yolun ortasında geyiklerle veya yabani domuzlarla burun buruna gelmek, kröller-müller müzesi'nin bahçesindeki o devasa heykellerin arasında dolanmak bambaşka bir kafa. türkiye'de doğaya çıkmak için genelde büyük bir lojistik operasyon veya özel araç gerekirken burada sağ olsun, her şey elimizin altında. dönüş yolunda apeldoorn tarafındaki küçük bir kafede mola verip içtiğim ve yediğim bol tarçınlı elmalı tartın tadı hala damağımda. bazen bu ülkenin dümdüz olması ve her yerin kusursuz bisiklet yollarıyla birbirine bağlı olması en büyük lüksmüş gibi geliyor. eve dönerken trendeki o tatlı yorgunluk hissi paha biçilemezdi.
ismail efendi15 Eki 2026 18:10