hollanda'da gurbet hasretinin en cok vurdugu anlar
yaklaşık altı senedir utrecht taraflarında yaşıyorum, artık buralı gibi oldum desem de o gurbet hissi bazen öyle bir vuruyor ki nefes aldırmıyor. özellikle şu bitmek bilmeyen gri havalarda, gökyüzünün rengiyle asfaltın rengi birleşince insanın içi iyice daralıyor. hollanda'da sosyal hayat dediğin şey maalesef o meşhur duvarına çarpıyor. türkiye'deki gibi 'hadi akşam çay içmeye geliyoruz' ya da 'bir saat sonra sahildeyiz' olayı burada bir ütopya. bir arkadaşınla kahve içmek için üç hafta önceden randevulaşmak zorunda kalmak, o samimiyeti en başından öldürüyor zaten.
geçen hafta iş çıkışı acayip yorgundum, canım sadece tanıdık bir ses duymak, hazır yemeği yerine annemin elinden çıkma bir şeyler yemek istedi. bisikletle yağmurun altında eve dönerken o an anladım ki, düzenli bir hayatın, tıkır tıkır işleyen bürokrasinin bedeli bu yalnızlık hissiymiş. evet, herkes çok saygılı, sokakta yabancılarla yaparken çok eğleniyorsun ama o muhabbet asla derinleşmiyor. sanki herkesle bir cam bölmenin arkasından konuşuyormuşum gibi hissediyorum bazen. bir de o bitmek bilmeyen yağmuru yok mu, insanın kemiklerine işliyor. sizin de kendinizi böyle çıkmazda hissettiğiniz, o planlı programlı hayatın içinde boğulduğunuz anlar oluyor mu? bu hisle nasıl baş ediyorsunuz merak ediyorum.
ayse kuryesi24 Eyl 2026 09:55