almanya'da plansız bir tren yolculuğunun güzelliği

bugün yine anladım ki bu ülkenin en büyük lütfu o meşhur denen nane. geçen cumartesi sabahı münih'teki evden hiç hesapta yokken, sadece bir sırt çantasıyla çıktım. nereye gideceğimi bile bilmiyordum, istasyonunda ekranlara bakarken "hadi garmisch tarafına gideyim" dedim. trenle bir saat gitmeden manzara öyle bir değişiyor ki insanın ruhu dinleniyor. alpler'in eteklerine doğru yaklaştıkça o gri şehir havası yerini kartpostal gibi köylere bırakıyor. kocaman göllerin yanından süzülürken kulaklığı takıp sadece dışarıyı izlemek bile yetiyor insana. garmisch-partenkirchen'e vardığımda hemen tarafına vurdum kendimi. suyun rengi o kadar berrak ki, sanki almanya'nın göbeğinde değil de başka bir gezegendeymişim gibi hissettirdi. yolda yürürken tanımadığın insanların "servus" diye selam vermesi, ormanın derinliklerinde karşına çıkan küçücük bir içinde içilen o yerel biranın tadı... işte o anlarda insan neden burada olduğunu, neden bunca bürokrasiye katlandığını daha iyi anlıyor. doğanın bu kadar korunmuş olması ve her yerin sanki bir puzzle parçası gibi birbirine bağlanması muazzam bir olay. (bkz: ) kadar vahşi değil belki burası ama her yerin inanılmaz bir düzeni ve estetiği var. hiçbir plan yapmadan, sadece trene binip bir durakta inerek keşfedilen o yerler bana hep ilaç gibi geliyor. günün sonunda yorgun ama zihnen tertemiz bir şekilde eve dönerken, bir sonraki hafta sonu hangi hattına bineceğimi düşünüyordum. bazen gerçekten de akışına bırakmak gerekiyormuş, almanya bu konuda beklenmedik kapılar açıyor insana.
olmadi bu is13 Eyl 2026 11:08