almanya'da ormanların ve küçük kasabaların huzuru
almanya'ya ilk taşındığımda her şeyin çok gri ve mesafeli olacağını sanıyordum ama işin rengi denen o olayla tamamen değişti. her ay 49 euro verip cebimde tüm ülkenin anahtarı varmış gibi hissetmek gerçekten büyük bir lüks. geçen cumartesi sabahı münih'teki evden çıkıp hiçbir plan yapmadan rastgele bir trenine atladım. nereye gittiğimin çok bir önemi yoktu, sadece haritadan yeşil gördüğüm bir noktayı gözüme kestirdim.
kendimi bavyera’nın o meşhur göllerinden birinin kıyısında buldum. hani o (bkz: ) başlığında anlatılan o dinginlik var ya, işte tam olarak onu iliklerime kadar hissettim. türkiye'de doğaya çıkmak için saatlerce trafik çekip, gittiğin yerde iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalıkla boğuşmaya alışmış biri olarak buradaki erişilebilirlik beni hala her seferinde şaşırtıyor. şehrin göbeğinden trene biniyorsun, 40 dakika sonra sadece kuş seslerinin ve devasa ağaçların olduğu bir patikadasın. her yer jilet gibi bakımlı, yürüyüş yolları tabelalarla santim santim işaretlenmiş.
bir de o küçük kasabaların tarzı mimarisi insanı gerçekten orta çağ masalındaymış gibi hissettiriyor. özellikle harz bölgesi taraflarına gittiğinizde o daracık, taş sokaklarda kaybolmak, fırından yeni çıkmış bir alıp meydandaki çeşmenin başında oturmak ruhu inanılmaz dinlendiriyor. insan burada vaktin gerçekten kendisine ait olduğunu hissediyor. koşturmaca yok, korna sesi yok, sadece huzur var. bazen ormanın derinliklerinde minnoş bir aile işletmesi kafe çıkıyor karşına, bir kahve içip yola devam ediyorsun. bu sistemli ama bir o kadar da özgür hissettiren doğa kültürü, almanya'da yaşamanın bence en büyük ve en kıymetli artısı.
yine mi ben6 Eki 2026 04:40