amerika'da akşam altıdan sonra çöken o ıssızlık hissi
burada beşinci yılımı devirdim ama şu suburban hayatın getirdiği o tuhaf boşluğa hala alışamadım. işten çıkıp eve sürerken yollarda bir tane yaya görmemek, her yerin devasa otoparklardan ve birbirinin kopyası yapılarından oluşması bazen insanı gerçekten boğuyor. türkiye'deyken "aman ne güzel sessiz sakin" dediğim o düzen, bir süre sonra "kimse yok mu lan?" diye bağırma isteğine dönüşüyor. akşam altı oldu mu sokaklar tamamen boşalıyor. millet garaj kapısını kapatıp kendi kalesine çekiliyor. bir arkadaşımı arayıp "hadi on dakikaya aşağıdayım bi' çay içelim" deme lüksüm yok. her şey haftalar öncesinden planlanmak zorunda. o meşhur kültürü zaten bir yere kadar; market kasasında "how are you today?" diye soran çocukla derin mevzulara girecek halim yok ya. bir yerden sonra insan o samimi, plansız, sabahın dördüne kadar süren balkon sohbetlerini özlüyor. geçen hafta target'tan dönerken radyoda rastgele bir türkçe şarkı çaldı, arabayı kenara çekip beş dakika durup dururken ağladım. evet, imkanlar güzel, yüksek, istediğim her şeyi alabiliyorum ama akşam olduğunda o kocaman bahçeli evde oturduğun koltuk bazen dünyanın en yalnız yeri gibi hissettiriyor. (bkz: ) falan derken işin teknik kısmını çözüyoruz da şu sosyal izolasyon meselesini çözmek yükseltmekten çok daha zormuş. siz de durumlar nasıl, bu suburban blues denen nane ile nasıl başa çıkıyorsunuz merak ediyorum.
hakan efsanesi17 Eyl 2026 09:25