kanada'da plansız road trip yapmanın huzuru

burada yaşamaya başladığımdan beri doğayla olan ilişkim tamamen evrildi. türkiye'deyken doğaya kaçalım demek saatlerce süren trafik, her yerin betonlaşması ve kalabalıkla boğuşmak demekti. geçen cumartesi sabahı kalkıp sadece bir termos kahve hazırlayıp yola çıktım. evden çıkıp bir saat sürmeden kendimi girişinde buldum. sahibi olunca zaten girişte sıra bekleme derdi de kalmıyor, doğrudan o devasa dağların arasına dalıyorsun. icefields parkway üzerinden jasper'a doğru sürerken yolun kenarında bir geyik ailesiyle ya da bir boz ayıyla karşılaşmak o kadar olağan ki. her durduğum lookout noktasında başka bir gölün turkuaz rengine bakarken buluyorum kendimi. peyto lake'in o gerçek olamayacak kadar parlak mavisi karşısında insan sadece durup şükrediyor. bazen telefonun çekmediği o ıssız yerlerde oturup sessizliği dinlemek, şehirden sadece birkaç yüz kilometre uzakta bu kadar yaban bir hayatın içinde olmak inanılmaz bir lüks. yollar o kadar bakımlı ve işaretlemeler o kadar düzenli ki, kaybolma korkusu yaşamadan keşfetmek müthiş bir özgürlük hissi veriyor. yol üstündeki minik kasabalarda mola verip bir tim hortons'tan double-double almak, yerel bir dükkanda akçaağaç şuruplu krep yemek bile bu rutinin parçası haline geldi. insan buradaki medeniyetin doğaya saygısını görünce şaşırıyor. (bkz: ) başlığında anlatılan o sosyal düzen burada doğayla birleşiyor resmen. doğa burada sadece izlenen bir manzara değil, bizzat içine girip yaşadığın bir ev gibi. en azından benim deneyimlediğim alberta tarafı her defasında iyi ki dedirtiyor.
dundar seyyah26 Eyl 2026 08:10