ingiltere'de gurbet hasreti ve sosyal hayatın kısırlığı

beşinci yılımı bitirirken londra'da, özellikle şu kış aylarında iyice üstüme çöken durumdur. geçen akşam hackney tarafında bir barda otururken fark ettim; etraf ne kadar kalabalık olursa olsun, o samimiyet bariyerini aşmak imkansız gibi bir şey. herkes inanılmaz kibar, sürekli "sorry", "cheers", "mate" diyor ama her şey sanki bir camın arkasında yaşanıyor. olayında dünya markası adamlar ama konu biraz derinleşince, ne bileyim türkiye'deki gibi çat kapı birine gitme ya da dertleşme kıvamına gelince o duvarlar hemen örülüyor. iş çıkışı içmeye gidiyoruz, her şey süper, kahkahalar havada uçuşuyor ama ertesi gün ofiste yine o mesafeli profesyonellik geri geliyor. türkiye'deki o kaotik ama sıcak sosyal ortamı, bir pazar sabahı kahvaltısında saatlerce boş yapmayı çok özlüyorum. burada her şey randevulu, her şey haftalar öncesinden ajandaya işlenmiş durumda. (bkz: ) meselesi bence buralar için de geçerli. geçenlerde zone 3'teki evimde tek başıma otururken türk bakkaldan aldığım bir paket pötibörle çay içerken buldum kendimi. hani o klasik gurbetçi hüznü vardır ya, cidden yaşanıyormuş o. sosyal hayatın kısırlığı derken kimsesizlikten bahsetmiyorum aslında, ruhun doymamasından bahsediyorum. londra'da milyonlarca insan var ama sanki herkes kendi fanusunda yaşıyor. bazen sadece birinin "hadi gel bir kahve içelim" demesine, plan yapmadan, ajanda kontrol etmeden bir araya gelmeye hasret kalıyor insan. benim gibi hisseden, bu duvarları aşabilen var mı aranızda yoksa bu his bu coğrafyanın kaderi mi merak ediyorum.
serkan manchester17 Eki 2026 10:22