almanya'da pazar günü gelen o anlamsız gurbet çökmesi

beş yılı devirdim buralarda ama şu pazar günlerinin o ağır, kurşun gibi sessizliğine hala alışamadım. berlin'in göbeğinde, charlottenburg'da oturuyorum güya ama pazar oldu mu sanki şehirde bir ben kalmışım gibi geliyor. her yer kapalı, dükkanların kepenkleri inmiş, sokakta tek tük yürüyenlerin de suratı beş karış. o meşhur denen sessizlik kuralı yüzünden evde çivi bile çakamıyorsun, herkes birbirini kolluyor şikayet etmek için. türkiye'de pazar demek kalabalık kahvaltılar, plansız programsız bir arkadaşın kapısını çalmak demekti. burada ise en yakın dostumla görüşmek için bile iki hafta önceden yapmamız gerekiyor resmen. (bkz: ) başlığında anlatılanların aynısını burada en sert haliyle yaşıyoruz. işten çıkınca gelen o saatiyle birlikte herkes sanki görünmez bir bariyerin arkasına saklanıyor ve evine kapanıyor, sosyal hayat bıçak gibi kesiliyor. bazen rewe'den aldığım hazır yemekle mutfak masasında otururken, dışarıdaki o gri ve puslu havaya bakıp "gerçekten buna mı değerdi?" diye sorgularken buluyorum kendimi. yerel halkla kaynaşma mevzusuna hiç girmiyorum bile. üç yıldır aynı apartmandayım, komşumla merdivende karşılaştığımızda sadece kuru bir "hallo" diyoruz, ötesi yok. o samimiyet bariyerini aşmak deveye hendek atlatmaktan zor. . gurbet denen şey bazen insanın içini kemiren o derin sessizlikmiş, onu anladım. özellikle kış aylarında güneş sabah 8'de doğup öğleden sonra 4'te batınca insanın ruhu daralıyor. sizde durumlar nasıl? bu yabancılık hissini, o "evde değilim" duygusunu bastırmanın bir yolunu bulan var mı?
leave me alone14 Eki 2026 07:52