hollanda'da sosyal hayat ve asla geçmeyen gurbet hissi

buraya taşınalı beş yılı devirdim, hala o ilk geldiğimdeki utrecht tren istasyonundan çıkıp kanallara bakarken hissettiğim büyülenmişlik ile şimdiki iç daralmam arasında gidip geliyorum. hollanda'da yaşamak, her şeyin mükemmel bir saat düzeneğiyle işlemesi ama o saatin içinde sadece bir dişli olduğun gerçeğiyle yüzleşmek demekmiş. sosyal hayat dediğimiz şey burada üzerinden yürüyor. iş arkadaşlarımla bir akşam yapalım desek, herkes telefonunu çıkarıp üç hafta sonraki salı gününe uygunluk veriyor. o anki hevesim öyle bir kaçıyor ki, anlatamam. insan bazen o türkiye'deki 'müsait misin, aşağıdayım' telefonlarını, plansızca gidilen o salaş mekanları özlüyor. burada her şey hesabı kadar net ve soğuk. geçenlerde bir hollandalı arkadaşımın evindeki kutlamasına gittim, hani şu herkesin sandalyelerle bir daire oluşturup oturduğu ve sırayla herkesin birbirini tebrik ettiği o tuhaf doğum günü geleneği. . herkes nazik, herkes gülümseyen bir maske takıyor ama kimseyle gerçekten derin bir bağ kuramıyorsun. (bkz: ) başlığında anlatılan o melankoli, rüzgarlı bir amsterdam akşamında tramvay beklerken insanı öyle bir yakalıyor ki kaçacak yerin kalmıyor. her şeyin bu kadar düzenli olduğu bir yerde düzensiz, plansız bir sevgiye, bir dostluğa ihtiyaç duyuyor bünye. siz de mi benim gibi sadece expat çevrelerine hapsoldunuz yoksa bu yerel duvarı aşabilen var mı aranızda?
zeynep asisi13 Eyl 2026 10:07