hollanda'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

buraya geleli neredeyse altı sene oldu, dillerini öğrendim, utrecht'te kanal kenarında bisiklet sürüyorum, iş yerinde her şey yolunda ama bazen akşam olunca o içimdeki boşluk bir türlü dolmuyor. hollanda'da sosyal hayat dediğin şey tamamen bir yönetimi üzerine kurulu. öyle "hadi gel bir kahve içelim" diyemiyorsun kimseye. en yakın arkadaşım dediğin hollandalıyla bile üç hafta önceden randevulaşman gerekiyor, aksi takdirde o ajandada sana yer yok. geçen hafta canım inanılmaz sıkkındı, birini arayıp dertleşeyim dedim; aldığım cevap "ajandama bakayım, önümüzdeki salı akşamı 19:15-20:00 arası müsaitim" oldu. ulan dert bu, salıya kadar ya geçer ya da patlarım zaten. iş çıkışlarındaki o meşhur (bkz: ) ortamı başta çok sempatik geliyor ama bir süre sonra anlıyorsun ki o samimiyet sadece o bir saatlik bira süresince geçerli. herkes bisikletine atlayıp evine, kendi kapalı kutusuna dönüyor. gurbet hasreti dedikleri şey sadece memleketin yemeği ya da denizi değilmiş; o plansız, hesapsız kitapsız "kapıyı çalıp geldim" samimiyetiymiş. albert heijn'den hazır yemek alıp yağmurlu bir amsterdam akşamında eve yürürken insanın içine bir öküz oturuyor bazen. hele ki kışın o zifiri karanlık saat 16:00'da çökünce... insan gerçekten bazen türkiye'deki o kaosu ama o kaostaki o garip sıcaklığı özlüyor. sizde durumlar nasıl? bu duvarları yıkabilen, gerçekten "içeriden" bir çevre edinebilen var mı yoksa hepimiz bu içinde mi dönüp duruyoruz?
ismail korsan26 Eki 2026 09:26