almanya'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

yedi yıldır buradayım, hala o pazar günlerinin sessizliği bazen içimi daraltıyor. türkiye’deyken "aman ne gürültülü memleket" derdim ama şimdi hamburg'un o gri gökyüzü altında bir tane açık bakkal, bir tane bağıran çağıran insan arıyorum bazen. buradaki sosyal hayatın en büyük sorunu olmaması. kimseyi "hadi gel bir çay içelim" diye aniden arayamıyorsun. üç hafta önceden defterine bakıp uygun saat aranıyor resmen. insanlar soğuk değil aslında, sadece fazla mesafeliler. iş yerinde çok iyi anlaştığın biriyle olunca sanki hiç tanışmıyormuşsun gibi bir hava esiyor. o "biz" duygusu eksik işte. akşamları herkes kendi kutusuna çekiliyor. bazen sokakta (bkz: ) görüp seviniyorum, bak diyorum birileri hala bir şeyler paylaşıyor ama o bile isimsiz, cisimsiz bir paylaşım. ilk geldiğimde ne güzel kurallar var, herkes birbirine saygılı diyordum ama o saygı bir noktadan sonra derin bir yalnızlığa dönüşüyor. geçen gün canım aşırı sıkkındı, rathausmarkt’ta oturdum etrafa bakıyorum. herkesin acelesi var, herkes bir yere yetişiyor. bir kişi de dönüp "neyin var" demiyor. o an anladım ki buradaki sosyal hayat aslında sadece planlı etkinliklerden ibaret. eğer bir hobin yoksa veya dediğimiz o derneklere üye değilsen, gerçek bir arkadaşlık kurman imkansıza yakın. bazen "acaba ben mi yanlış yapıyorum" diye kendimi sorguluyorum ama çevremdeki diğer gurbetçi arkadaşlarla konuşunca herkesin benzer dertlerden muzdarip olduğunu görüyorum. o samimiyet, o bir tabak yemek götürme kültürü buralarda yok. siz nasıl başa çıkıyorsunuz bu hisle? gerçekten alışılabilecek bir şey mi yoksa ömür boyu böyle bir yarım kalmışlık hissiyle mi yaşayacağız?
is bu kadar24 Eki 2026 07:16