kanada'da sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasreti
beşinci kışımı bitirirken artık kabullenmeye başladığım acı gerçek. toronto'da gta içerisinde yaşıyorsan hayatın sadece işe gitmek, lululemon'dan tayt bakmak ve haftada bir kuyruğuna girmekten ibaret olduğunu fark ediyorsun. insanlar inanılmaz nazik, kapıyı tutarlar, bin kere özür dilerler ama iş akşam bir bira içelim demeye gelince takvimler üç hafta sonrasını gösteriyor. o 'nice' olma hali bir süre sonra samimiyetsizlik gibi gelmeye başlıyor. özellikle mississauga veya oakville gibi yerlerde oturuyorsan o uçsuz bucaksız otoparklar ve birbirinin kopyası müstakil evler arasında insan bazen simülasyonda gibi hissediyor. kadıköy'deki o kaosu, plansızca bir arkadaşını arayıp 'hadi gel çay içelim' demeyi özlemeyen var mı aramızda? burada gelince herkes bir yere kaçıyor, şehir hayalet kasabaya dönüyor. thy bileti fiyatlarını görünce memlekete gitmek de hayal oldu, bir uçak bileti olmuş neredeyse iki aylık kira parası. sosyal medya üzerinden kurulan arkadaşlıklar da bir yere kadar, herkes kendi fanusunda yaşıyor. (bkz: ) başlığına eklenen dertler yetmezmiş gibi bir de bu duygusal boşluk eklenince insan gerçekten sorguluyor. vancouver veya montreal tarafları daha mı canlı bilmiyorum ama ontario'da bu izolasyon hissi bazen adamın canına tak ediyor. sizde durumlar nasıl, bu mesafeli nezaketle ve bitmek bilmeyen 'how are you' faslıyla nasıl başa çıkıyorsunuz?
aylin tetikci1 Eki 2026 09:57