amerika'da mahalle kültürü ve potluck akşamları

abd'ye ilk taşındığımda herkesin kendi dünyasında yaşadığı, kimsenin kimseyi tınlamadığı o aşırı bireyselci toplum imajına fena inanmıştım. özellikle new jersey'de sakin bir mahalleye geçtiğimde "tamam, artık sadece kapı önünde selamlaşıp geçeriz" diyordum ama hiç öyle olmadı. taşındıktan iki hafta sonra kapı çaldı, yan komşumuz elinde bir tabak kurabiye ve notuyla geldi. asıl olay bir ay sonraki davetiyle koptu. mahalledeki beş altı ev toplanıp herkesin ortaya bir yemek getirdiği o akşam yemeği kültürü gerçekten çok başka bir kafa. ben de "ne götürsem?" diye panikleyip bir tepsi sigara böreği sardım, yanına da tan bir şeyler kaptım. o akşam dave amca’nın bahçesinde kurulan masada herkesin birbirine gerçekten ilgiyle bir şeyler anlatması, "gel sana şu alet edevat lazım olursa bende var, sakın alma" demeleri falan insanın içini ısıtıyor. hani o (bkz: ) dediğimiz şey var ya, işte bu küçük topluluklar sayesinde o hasret biraz sönümleniyor. insanlar gerçekten paylaşmayı seviyor; birinin bahçesindeki limonlar fazlaysa kapının önüne "free" yazıp koyuyor ya da çocukların eskiyen oyuncakları (bkz: ) üzerinden anında yeni birine ulaşıyor. bu dayanışma ve "mahalleli" olma hissi, o koca kıtada kendinizi yalnız hissetmemeniz için müthiş bir kalkan. bazen cuma akşamları bahçede ateş yakıp sadece s'mores yaparken edilen o basit sohbet, binlerce dolarlık terapiden daha iyi geliyor. bu samimiyetin "sahte" olduğunu söyleyenlere pek katılmıyorum; adamlar sadece anı paylaşmayı ve komşuluk hukukunu bizim bildiğimizden farklı ama gayet sıcak bir şekilde yaşatmayı biliyorlar. benim tecrübemde bu sosyal doku göçmenliğin en yumuşak yastığı oldu.
engin jersey21 Eki 2026 10:48