almanya'da sosyal hayat ve hiç geçmeyen gurbet hissi
buraya geleli kaç sene oldu, altı bitti yediye girdim ama hala o pazar günleri sokaklara çöken o ağır sessizlikte içimin cız etmesine engel olamıyorum. berlin gibi kozmopolit bir yerde bile olsan, saati geldi mi herkes bir anda buharlaşıyor sanki. iş arkadaşlarınla çok iyisin, kahve içiyorsun, gülüyorsun ama o samimiyet ofisin kapısında bıçak gibi kesiliyor. akşam bir şeyler içelim desen iki hafta sonrasına vermeye kalkıyorlar, o anki hevesin de kaçıyor zaten. bazı akşamlar iş çıkışı sırf insan sesi duymak, o bildiğim tanıdık havayı solumak için kottbusser tor tarafındaki marketine gidiyorum. gerçek bir ihtiyacım olmasa bile sırf kasadaki teyzenin "buyur yavrum" demesi, arkadaki amcanın sıradakine laf atması için bir paket çay, iki tane simit alıp çıkıyorum. almanlarla gerçekten sosyalleşmek için mutlaka bir üyesi olman, ortak bir hobi üzerinden kağıt üzerinde ilerlemen gerekiyor. öbür türlü "hadi çat kapı gel bir kahve içelim" demek burada atomu parçalamaktan daha zor karşılanıyor. geçen kış o kadar bunaldım ki, her gün saat 4'te hava kararırken alexanderplatz'da boş boş yürüdüğümü, edeka'nın ışıklarına bakıp "bugün de kimseyle iki çift laf etmedim" diye iç geçirdiğimi biliyorum. (bkz: ) falan fiziksel bir yorgunluk, halloluyor bir şekilde ama bu zihinsel yalnızlık, o aidiyet hissinin bir türlü tam oturmaması bazen çok yorucu olabiliyor. bazen her şeyi bırakıp dönme isteğiyle rewe'den aldığım donmuş pizzayı fırına atarken buluyorum kendimi. ama burada yıllarını geçirip hala kendini bazen en kalabalık caddede bile misafir gibi hisseden tek ben miyim? sizin taraflarda durumlar nasıl, o samimiyeti yakalamanın bir sırrını bulabildiniz mi yoksa bu his pasaport rengi değişse de baki mi kalıyor?
nick bulamadim14 Eyl 2026 08:15