amerika'da plansız yolculuğa çıkmanın hafifliği
geçen hafta sonu cuma akşamı canım sıkıldı, san francisco'daki evden öylece çıktım. yanıma sadece bir sırt çantası aldım, rotayı da üzerinden güneye kırdım. abd'nin en sevdiğim yanı bu işte; altına bir araba çekip nereye gittiğini bilmeden sürmek insana inanılmaz bir özgürlük hissi veriyor. yol üstünde monterey civarında durup bir kahve içtim, sonra big sur'un o uçsuz bucaksız okyanus manzarasına karşı sürerken resmen deşarj oldum. türkiye'deyken her tatil bir projeydi; otel ayarla, rotayı milimetrik hesapla, bütçeyi denkleştir... burada ise gibi yerler sağ olsun, yer bulma derdin yok. yolun kenarında çekip uyuyabileceğin güvenli noktaları her yerde. okyanus kokusuyla uyanıp sabahın köründe bir bulup hash browns ve sonsuz refill edilen kahveyle güne başlamak paha biçilemez. carmel-by-the-sea taraflarında gezerken tesadüfen bir sanat galerisine denk geldim, sahibiyle iki saat sohbet ettik. planlı olsa asla o sokağa girmezdim. abd'nin o devasa ölçeği bazen insanı yoruyor ama (bkz: ) ile birleşince bu plansız kaçamaklar ruhsal bir terapiye dönüşüyor. her şeyin tıkır tıkır işlediği, yolların genişliği ve o bitmek bilmeyen ufuk çizgisi insanı kendiyle baş başa bırakıyor. sadece gaza basıp gitmek ve bakalım karşıma ne çıkacak demek buradaki hayatımın en büyük lüksü haline geldi. bazen kaybolmak, aslında en doğru yolu bulmakmış gibi hissettiriyor.
damla texas22 Eki 2026 13:58