hollanda'da sosyal hayatın kısırlığı ve gurbetlik hissi

buraya geleli üç yıl oldu ama hala o içten, plansız akşam oturmalarını çok özlüyorum. hollanda'da sosyal hayat dediğin şey tamamen üzerine kurulu. en yakın arkadaşınla bile bir kahve içmek istesen ajandasını çıkarıp "üç hafta sonra salı saat 14:00 uygun mu?" diye soruyor. insana başta şaka gibi geliyor ama gerçekten bu böyle. türkiye'deki o "hadi aşağıdayım in bi çay içelim" kafasını burada aramak çölde su aramak gibi bir şey. kışın o bitmek bilmeyen gri gökyüzü ve üstünde yağmurda çocuk taşıyan insanları izlerken gelen o yalnızlık hissi bazen boğazıma düğümleniyor. (bkz: ) diye anlatılan o samimi anlar var evet, ama onlar bile belirli bir kalıbın, belirli bir zaman diliminin içinde kalıyor; o an bitince herkes yine kendi fanusuna dönüyor. iş çıkışı herkesin bir an önce evine kapanması, utrecht sokaklarının erkenden ıssızlaşması insanı ister istemez kendi içine döndürüyor. bazen albert heijn'da reyonlar arasında dolanırken türkçe bir iki kelime duyunca bile istemsizce o tarafa yöneliyorum, sırf o tanıdık enerjiyi, o ruhu hissetmek için. bu durumu gerçekten aşabilen, burada sosyal anlamda doyuma ulaşan var mı? o gurbetlik hasreti sadece benim mi yakama yapıştı yoksa bu coğrafyanın fıtratında mı var bu mesafeli duruş? siz bu yalnızlık döngüsünü nasıl kırdınız, merak ediyorum.
gizem asigi19 Eki 2026 08:27