kanada'da doğanın insanı teslim alması
buraya taşınmadan önce doğa yürüyüşü benim için belgrad ormanı'nda üç beş kilometre yürüyüp sonra köfteciye gitmekten ibaretti. kanada'ya gelince 'doğa' kavramının aslında ne kadar devasa ve içine çeken bir şey olduğunu iliklerime kadar hissettim. geçen yaz alberta taraflarına, özellikle banff ve jasper taraflarına bir road trip yaptık, hayatım boyunca unutamayacağım bir deneyimdi. o icefields parkway denen yolda sürerken sağında solunda yükselen buzullu dağlar, insanın içindeki o gündelik dertleri öyle bir küçültüyor ki anlatamam. her durduğumuz gölün rengi ayrı bir turkuaz, her orman yolu ayrı bir gizem. bir sabah sunrise izlemek için kenarına gittik, o soğukta beklerken güneşin dağların tepesine vurduğu o ilk an gerçekten gözlerimi doldurdu. istanbul'un o bitmek bilmeyen gürültüsünden, beton yığınlarından sonra bu sessizlik ve saflık resmen ruhsal bir detoks gibi geldi. yolda giderken bir anda trafiğin durduğunu görüp ne oluyor diye bakarken, yol kenarında sakince otlayan bir geyik ailesini ya da uzaktan geçen bir ayıyı görmek buraların en büyük sürprizi. tabii yanımızda mutlaka taşıyoruz, o da işin raconu. bu kadar vahşi bir doğanın içinde olup aynı zamanda bu kadar korunmuş ve temiz kalabilmesi beni hala hayrete düşürüyor. (bkz: ) sayesinde bazen park girişlerini ücretsiz halledebiliyoruz, o da bu ülkenin güzel yanlarından biri. insan burada yaşadıkça aslında ne kadar az şeye ihtiyacı olduğunu ve doğanın bir parçası olmanın ne kadar büyük bir lüks olduğunu anlıyor. her mevsimin ayrı bir tadı var ama o sonbaharda yanan turuncu yapraklar arasındaki rotaları bambaşka bir seviye. benim için bu ülkede yaşamanın en büyük ödülü, hafta sonu direksiyonu yarım saat kırdığımda kendimi bir milli parkın ortasında bulabilmek.
murat asisi13 Eki 2026 00:32