hollanda'da plansız hafta sonu keşifleri
buraya yerleşeli üç yıl oldu, hala her cumartesi sabahı uyandığımda sanki turistmişim gibi bir heyecanla "bugün nereye gitsem" diye düşünüyorum. türkiye'de gezmek demek günlerce süren rotalar, otobüs biletleri, bitmeyen yollar demekti; burada ise uygulamasına girip rastgele bir istasyon seçmek yetiyor. geçen hafta canım sıkıldı, utrecht'ten trene binip dordrecht tarafına geçtim. istasyondan iner inmez bir kiralayıp kendimi kanalların arasına attım. hollanda'nın o dümdüz coğrafyası başta sıkıcı gelir gibi oluyor ama o denilen bisiklet rotası tabelalarını takip edince aslında ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlıyorsun. orman yollarından geçerken karşına çıkan minik tabelaları, o eski yel değirmenlerinin gölgesinde verilen molalar cidden insanı deşarj ediyor. özellikle gelderland tarafındaki milli parkı favorim oldu; geyikleri izleyerek pedal çevirmek tam bir terapi. en sevdiğim huyu da her şehrin kendine has o sakin dokusunu koruması. (bkz: ) falan derken bir bakıyorsun akşam olmuş, kanal kenarında bir butik kafede biranı yudumluyorsun. insanın ruhunu dinlendiren bir sadelik var burada. --bazı köylerde kendimi middle-earth’te falan sanıyorum bazen--. istanbul'un o hırçın kalabalığından sonra bu huzur bazen gerçek dışı geliyor ama alışınca da bırakması çok zor. sadece bir tren kartıyla ülkenin her köşesine bu kadar konforlu ulaşabilmek, göçmenliğin en tatlı yanlarından biri kesinlikle.
ceren efsanesi30 Eyl 2026 09:52