vancouver'da doğanın şehrin ortasında bitivermesi

burada geçirdiğim üçüncü yılımda bile hala tam olarak alışamadığım, her seferinde beni benden alan bir durum bu. vancouver'da, hatta genel olarak british columbia eyaletinde, gökdelenlerin arasından çıkıp yarım saat içinde balta girmemiş ormanlara dalabiliyorsunuz. geçen hafta sonu canım biraz sıkıldı, atladım otobüsüne, kuzeye doğru vurdum kendimi. hedefim deep cove tarafındaki meşhur parkuruydu. şehrin o koşturmacasından, trafiğinden sadece yirmi-otuz dakikada tamamen kopup kendimi devasa sedir ağaçlarının altında bulmak inanılmaz bir lüks. türkiye'deyken doğaya gidelim dediğimizde saatlerce yol gider, sonunda beton dökülmüş bir mesire alanına ulaşırdık. burada ise her şey olduğu gibi korunmuş, o vahşi doku bozulmamış. tırmanış bittiğinde tepeden o fiyordun manzarasına bakarken insanın içindeki tüm o vize stresi, iş koşturmacası bir anda boşalıyor sanki. inişte de ritüeli bozmadım, honey's doughnuts'a uğrayıp o meşhur sıcak tarçınlı donutlardan bir tane kaptım. sahildeki bankta oturup kanoların süzülüşünü izlerken iyi ki buradayım dedim kendi kendime. (bkz: ) durumu gerçekten sadece bir slogan değil, buradaki temel yaşam biçimiymiş. kışın bile o bitmek bilmeyen yağmura rağmen insanların ceketleri çekip dağ bayır gezmesi başta çok garip geliyordu ama şimdi ben de onlardan biri oldum çıktım. doğa burada bir kaçış noktası değil, resmen evin arka bahçesi gibi.
zeynep bulamadim2 Eki 2026 14:03