hollanda'da bisikletle kaybolmanın dayanılmaz hafifliği
hollanda'ya yerleştiğim ilk aylarda her yerin birbirine benzediğini sanıyordum ama o meşhur yani bisiklet yolu ağının içine dalınca işin rengi tamamen değişti. geçen hafta sonu canım sıkıldı, utrecht'ten atladım bisiklete, hiçbir rota çizmeden pedallamaya başladım. amelisweerd taraflarına doğru sürerken kendimi bir anda devasa meşe ağaçlarının, kanal kenarında huzurla otlayan ineklerin arasında buldum. insanın burada en çok takdir ettiği şey, en kalabalık şehirden bile bisikletle on dakika uzaklaşınca kendini bir van gogh tablosu içindeymiş gibi hissetmesi. o meşhur ile çocuklarını, köpeklerini taşıyan güler yüzlü insanlarla selamlaşmak, yanından 'hoi' diyerek geçen yaşlı amcalar teyzelerle karşılaşmak çok başka bir kafa. bazen bir bakıyorum, kendimi leiden'ın o daracık kanallı sokaklarında ya da delft'in pazar meydanında bulmuşum. (bkz: ) gibi pratik çözümler hayatı kolaylaştırıyor ama bu doğa ve şehir planlaması uyumu asıl ruhu dinlendiren şey. kimsenin panjur kapatmadığı o evlerin önünden geçerken, içerideki o 'gezellig' dedikleri sıcak atmosferi görmek insana güven veriyor. bir kafeye oturup yanına bol krema koyulmuş bir söyleyip kanaldan geçen tekneleri izlemenin verdiği keyif gerçekten paha biçilemez. bazen sadece tren istasyonundaki panodan rastgele bir kasaba seçip basıp gitmek bile yetiyor. her durak yeni bir mimari, her kanal kenarı yeni bir huzur noktası benim için.
ceren efsanesi23 Eki 2026 10:04