hoge veluwe parkı'nda beyaz bisikletle kaybolmak

burada yıllardır yaşamama rağmen hala keşfedecek bir şeyler bulabilmek bu ülkeye olan bağımı tazeliyor. geçen cumartesi sabahı arnhem taraflarına, hoge veluwe milli parkı'na doğru yola çıktım. ns treninden inip otobüsle kapıya vardığımda, o meşhur yani ücretsiz beyaz bisikletlerden birini kapıp ormanın derinliklerine daldım. hollanda denince insanın aklına hep dümdüz kanallar ve lale tarlaları geliyor ama bu parkın içindeki o uçsuz bucaksız kumul tepeleri ve bozkır havası gerçekten afallatıyor insanı. ormanın tam ortasında, kröller-müller müzesi'nin heykel bahçesinde bisiklet sürerken yanınızdan bir anda geyiklerin geçmesi ya da bir van gogh tablosuna bakıp hemen ardından devasa meşe ağaçlarının gölgesinde soluklanmak inanılmaz bir lüks. yanıma 'dan aldığım taze stroopwafel ve kahvemi alıp bir göl kenarında mola verdim. (bkz: ) kadar vahşi değil belki ama buradaki doğanın o evcil, güvenli ve huzurlu hali insanı gerçekten iyileştiriyor. her yerin saat gibi tıkır tıkır işlediği, tabelaların kusursuz olduğu bir coğrafyada kaybolma lüksünü yaşamak ama aslında asla kaybolmayacağını bilmek garip bir konfor. şehre döndüğümde o meşhur temposuna girmeden önce içimde biriken o huzur, sanırım burayı neden sevdiğimin en net cevabı oldu. sessizliği özleyince gidilecek en güzel kaçış noktası kesinlikle burası.
serdar icardi14 Eki 2026 08:54