hollanda'da mahalle dayanışması ve borrel sıcaklığı
utrecht'e ilk taşındığımda, o meşhur soğuk kuzeyli mesafesiyle karşılaşacağımı sanıp kendimi yalnızlığa hazırlamıştım ama işler hiç de beklediğim gibi gitmedi. özellikle kültürü sayesinde edindiğim o ilk arkadaşlıklar, buraya olan aidiyetimi kökten değiştirdi. taşındığımın ikinci haftasında kapı çalındı, yan komşum elinde bir tabak ile gelip cuma akşamı mahalledeki ortak avluda yapılacak küçük buluşmaya davet etti.
o akşam o kadar doğal bir ortam vardı ki şaşıp kaldım. herkes kendi içeceğini kapıp gelmiş, ortaya dev bir kurulmuş; kimse kimsenin maaşını veya meşrebini sorgulamadan sadece o anın keyfini çıkarıyor. (bkz: ) gerçekten anlatıldığı kadar varmış. o gün tanıştığım insanlarla şimdi whatsapp grubumuz var, birinin kargosu gelince diğeri alıyor, birinin bisikleti bozulunca öbürü tamir setini kapıp geliyor.
en çok hoşuma giden ise o 'planlı samimiyet'. yani kimse kimsenin evine çat kapı dalmıyor ama dışarıda, o ortak alanlarda herkes inanılmaz bir paylaşım içinde. geçen ay bahçedeki çiçekleri ekerken saskia'nın gelip 'dur ben sana benimkilerden de fide vereyim' demesiyle başlayan o küçük sohbet, akşamında bir kadeh şarap eşliğinde iki saatlik bir dertleşmeye dönüştü. yurtdışında yaşarken insan en çok 'görülmeyi' özlüyor, burada o mahalleli olma hissi insana gerçekten yalnız olmadığını hatırlatıyor. türkiye'deki o eski mahalle sıcaklığını, avrupa'nın bireysel alan saygısıyla harmanlamışlar resmen. bu tarz küçük toplulukların içine girmek, bürokrasiden veya yağmurdan bunaldığın anlarda can suyu gibi geliyor.
emre sesi18 Eki 2026 07:23