hollanda'da pazar akşamı çöken o gurbet hissi

hollanda'ya geleli tam altı yıl oldu ama utrecht'teki o dar sokaklarda tek başıma yürürken hala bazen boğazım düğümleniyor. buranın o meşhur düzeni, her şeyin tıkır tıkır işlemesi başlarda çok güzel geliyordu ama zamanla insanın ruhunu emen bir şeye dönüşebiliyor. en basiti, bir arkadaşınla "hadi gel bir kahve içelim" demek bile mümkün değil. her şeyin üzerinden en az iki hafta önceden planlanması gerekiyor. o spontanlık, o "kapının önünden geçiyordum bir uğradım" samimiyeti burada tam bir ütopya. işten yorgun argın çıkıp eve dönerken her camda o meşhur perdesiz evleri görüyorsun ama içerideki o aile sıcaklığına asla dahil olamıyorsun. (bkz: ) bittikten sonra herkesin koşa koşa evine gitmesi, saat 18:00'den sonra sokakların hayalet şehre dönmesi insanı bazen delirtecek gibi yapıyor. 'dan aldığın o dondurulmuş yemekle akşam yemeği yerken, türkiye'deki o gürültülü ama sıcak sofraları özlememek elde değil. en zoru da o bitmek bilmeyen yağmurlu gri havalar. gökyüzü aylarca yüzüne gülmeyince insanın içindeki o gurbetlik hissi daha da katmerleniyor. bazı akşamlar sırf türkçe bir ses duymak için bilerek kanalların ötesindeki mahalle bakkallarına gidiyorum. bu kadar medeniyetin, refahın içinde bu kadar yalnız hissetmek gerçekten garip bir ironi. buradaki yerleşik hayata uyum sağladım mı derseniz, evet sağladım; vergimi ödüyorum, bisikletimi sürüyorum ama o içimdeki eksiklik hissi asla geçmiyor. sizin de böyle her şeyiniz tammış gibi görünürken aslında bir yerlerde koca bir boşluk hissettiğiniz oluyor mu?
tilki rockcisi16 Eyl 2026 05:21