almanya'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

beş koca yılı devirdim bavyera'nın şu gri gökyüzü altında ama gel gör ki içimdeki o memleket sızısı pazar günleri dükkanlar kapanıp sokaklar ıssızlaşınca hala ilk günkü gibi saplanıyor. türkiye'deyken "ya amma abartıyorlar gurbetçiliği" derdim, meğer o iş öyle değilmiş. burada sosyal hayat dediğin şey ajandalar üzerinden yürüyor. bir arkadaşınla kahve içmek için üç hafta önceden almak zorunda kalınca insanın hevesi kursağında kalıyor haliyle. geçen akşam iş çıkışı rewe'den alışveriş yaparken bir amcanın türkçe konuştuğunu duydum, gidip selamünaleyküm diyesim geldi sırf iki kelam etmek için. bizdeki o çat kapı misafirlik, yoldan geçerken uğramalar burada bilim kurgu filmi gibi kalıyor. alman iş arkadaşlarım çok nazik, profesyonel ama saat tam 17:00 olduğunda herkes deyip sırra kadem basıyor. o andan sonra sadece sen ve evdeki radyatörün tıkırtısı kalıyorsun. belki benim beceriksizliğimdir diyorum bazen, hobi kulüplerine yazıldım, meetup gruplarına katıldım ama o samimiyet, o gel bir çay koyalım da dertleşelim havası bir türlü yakalanmıyor. (bkz: ) başlığında da benzer şeyler okumuştum, sanırım avrupa'nın genel makus talihi bu. her şey tıkır tıkır işliyor, trenler vaktinde geliyor, bürokrasi bir şekilde çözülüyor ama ruhun doymuyor. sizin de böyle akşamları boğazınızın düğümlendiği, lan ben ne yapıyorum burada dediğiniz anlar oluyor mu? nasıl aşıyorsunuz bu sosyal izolasyon meselesini, yoksa alışmaktan başka çare yok mu?
bosver artik29 Eki 2026 01:40