kanada'da sosyal hayat ve bitmeyen yalnızlık

toronto'ya geleli neredeyse beş sene oldu ama şu içimdeki o koca boşluk bir türlü dolmuyor. hani gelirken her şey çok güzel olacak, medeniyetin dibine vuracağız, o sosyal devlet imkanlarıyla ihya olacağız diyorduk ya; evet, yollar geniş, insanlar kibar, sistem tıkır tıkır işliyor ama ruh yok be abi. sabah 7'de zifiri karanlıkta uyanıp arabayı kardan arındırmaya çalışırken, o dondurucu etkisini iliklerime kadar hissederken hep aynı soru: değer mi? sosyal hayat dersen, buranın o meşhur nezaketi aslında aşılması imkansız bir duvar gibi. iş yerinde herkesle çok iyisin ama mesai bitince kimse kimseyi tanımıyor. falan hikaye, herkes bir an önce istasyonuna koşup banliyödeki evine kapanma derdinde. hafta sonları bazen tarafında yürüyüşe çıkıyorum, etraf cıvıl cıvıl ama herkes kendi fanusunda. bizdeki o mahalle kültürü, spontane gelişen akşam oturmaları, bir dertleşme için beş dakika yürüme mesafesinde olan dostlar burada lüksün de ötesinde, imkansız bir hayal gibi. bazen kendimi mississauga'daki marketlerde veya türk bakkallarında raflara boş boş bakarken buluyorum. sırf tanıdık bir koku, bir ses duymak için. geçen gün tarafında yürürken birinin telefonla türkçe konuştuğunu duydum, gidip sarılasım geldi yeminle. buradaki hayat çok planlı, çok steril ama bir o kadar da mekanik. (bkz: ) gibi dertleri aştık bir şekilde ama bu yalnızlık meselesi insanın içini kemiriyor. benim gibi olan, akşamları tavanı seyredip türkiye'deki o keşmekeşi bile özleyen var mı aranızda?
defne teyze9 Eyl 2026 14:50