amerika'daki little free library kültürü

ilk taşındığımda jersey city taraflarında sabahları mahallede tur atarken her iki sokakta bir karşıma çıkan o minik ahşap kulübeler beni benden almıştı. hani bildiğimiz kuş yuvası gibi ama daha büyüğü, içinde cam kapaklı raflar var. bu olayı gerçekten abd'nin en tatlı, en naif yanlarından biri olabilir. hiç tanımadığın birinin evinin önünden geçerken kapağı açıp içeri bakıyorsun; birisi stephen king'in eski bir baskısını bırakmış, diğeri çocuklarının büyüyüp okumadığı resimli kitapları dizmiş. başlarda 'acaba gerçekten alabilir miyim?' diye bir tereddüt ediyor insan ama sistem tamamen güven üzerine kurulu. 'take a book, share a book' felsefesi öyle güzel işliyor ki. geçenlerde evdeki okuyup bitirdiğim ve rafımda yer kalmayan kitapları poşete doldurup bizim caddenin sonundaki kulübeye bıraktım, ertesi gün yanından geçerken yarısı gitmişti. yerine de yıllardır aradığım ama sahaflarda bile denk gelmediğim eski bir seattle gezi rehberi bırakılmıştı. bazen sadece kitap da değil, dediğimiz yiyecek veya temizlik malzemesi kutularına dönüşüyor bunlar. ekonomik olarak zorlanan mahalle sakinleri için konserve, makarna, bebek bezi gibi şeyleri sessiz sedasız oraya bırakıyor insanlar. kimseden onay almana, kimlik göstermene gerek yok; ihtiyacın varsa alıyorsun, fazlan varsa bırakıyorsun. (bkz: ) ile benzer bir ruhu var ama bu çok daha kişisel, komşuların doğrudan birbirine dokunduğu bir şey. türkiye'de olsa o kutuyu ya yakarlar ya da çalarlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum bazen ama buradaki o toplumsal güven ve paylaşma isteği insana 'valla dünya hala güzel bir yer olabilir' dedirtiyor. özellikle yağmurlu günlerde o kitapların ıslanmaması için kapağı sıkıca kapatan birini gördüğümde içim ısınıyor.
ayse nyc15 Eyl 2026 17:21