almanya'da sosyal hayatın insanı kurutması

geldiğimden beri beş yıl geçti ama bazen pazar günleri o sessizlik çökünce hala içim eziliyor. almanya'da yaşamak, her şeyin tıkır tıkır işlemesi güzel eyvallah ama o ruhu besleyen denen şey burada resmen yasaklanmış gibi. bir arkadaşınla kahve içmek için iki hafta önceden randevulaşmak zorunda kalmak beni gerçekten yoruyor. geçen hafta canım çok sıkıldı, bizim alt kattaki hans'a 'hadi bir bira içelim' dedim, adam ajandasına baktı 'haftaya perşembe sonrası uygunum' dedi. yahu ben şu an dertliyim, şu an iki kelam etmek istiyorum. türkiye'deki o 'kapıyı çalıp girmek' samimiyetini aramıyorum artık ama bu kadar da planlı programlı yalnızlık ağır geliyor insana. özellikle kışın saat dörtte hava kararınca, sokaklarda kimse kalmayınca insan (bkz: ) gibi bir boşluğa düşüyor. evet, düzen var, kurallar var, kimse kimseye karışmıyor ama bazen o 'karışılmamak' aslında fark edilmemek gibi hissettiriyor. marketteki kasiyerle iki saniye havadan sudan konuşamıyorsun, herkes bir yarışta gibi. kovalamaktan, mektuplara cevap yetiştirmekten insanın sosyal pili bitiyor. bazen düşünüyorum da, acaba ben mi fazla duygusal yaklaşıyorum yoksa bu sistem gerçekten insanı yalnızlaştırmak üzerine mi kurulu? sizin de böyle 'keşke birisiyle şu an öylesine oturup susabilseydim' dediğiniz anlar oluyor mu, yoksa ben mi hala buranın o mesafeli kültürüne adapte olamadım?
aklim karisti17 Eyl 2026 19:27