amerika'da milli parklarda kaybolmanın keyfi
türkiye'den ilk geldiğimde "doğa işte her yerde aynıdır" diye düşünüyordum ama buradaki o ölçek farkı gerçekten insanın aklını alıyor. geçen ay alıp yosemite taraflarına bir kaçamak yapalım dedik, o andan beri kafamda sadece bir sonraki rotayı çizmek var. hwy 41 üzerinden tırmanırken o devasa sekoya ağaçlarının arasından geçmek, mariposa grove'un o mistik havasını koklamak gerçekten başka bir seviye. türkiye'de bolu taraflarında ya da karadeniz'de çok güzel yerler gezdik ama buradaki o hissi, yani gerçekten el değmemiş, kilometrelerce hiçbir yerleşimin olmadığı o alanlar insanı hem küçücük hissettiriyor hem de garip bir özgürlük veriyor. mesela tunnel view noktasında durup el capitan ve half dome'a baktığın o ilk an... . sadece manzara da değil mevzu; o tabelalarının düzeni, her bütçeye uygun kamp alanları, insanların doğaya karşı o inanılmaz saygısı beni en çok şaşırtan şey oldu. ayı kutularına yiyecekleri saklarken bile o vahşi doğanın bir parçası olduğun hissini iliklerine kadar hissediyorsun. şehrin o kaosu, bitmeyen iş mailleri, kira derdi falan her şey o devasa granit kayaların dibinde eriyip gidiyor. bazen (bkz: ) başlığında anlatılan o hissin tam olarak bu milli park girişlerindeki tabelayı gördüğün an başladığını düşünüyorum. haftalık 35 dolar giriş ücreti yerine yıllık 80 dolara o pass'i cebine koyup tüm ülkenin doğasına anahtar sahibi olmak bu ülkenin sunduğu en güzel nimetlerden biri herhalde. yolunuz düşerse mutlaka bir ranger station'a uğrayıp harita alın, onların o heyecanla anlattığı gizli rotaları takip edin. hayatımın en huzurlu uykularını o yıldızlı gökyüzünün altında uyudum diyebilirim.
tunc amca10 Eki 2026 02:20