amerika'da meetup gruplarıyla gelen sosyal canlanma
amerika'ya ilk taşındığımda, özellikle seattle gibi insanların biraz mesafeli olduğu söylenen yerlerde muhabbetiyle çok korkutmuşlardı beni. işten eve, evden işe döngüsünde kaybolurum sanıyordum. sonra bir arkadaşın tavsiyesiyle şu olayına bir şans vereyim dedim. ilk katıldığım etkinlik mount rainier eteklerinde orta şekerli bir yürüyüştü. açıkçası "kimseyle konuşmam, manzara izler dönerim" modundaydım. ama otoparkta buluştuğumuz an o meşhur amerikan samimiyeti devreye girdi. rei'den yeni alınmış gıcır gıcır botlarıyla bekleyen elli yaşındaki emekli öğretmeninden tut, microsoft'ta çalışan hintli yazılımcısına kadar herkes inanılmaz kucaklayıcıydı. kimse kimseye "ne iş yapıyorsun, maaşın ne" diye sormuyor; sadece o anki rotaya, doğaya odaklanıyorlar. bu gruplar sayesinde sadece hafta sonu aktivitesi bulmadım, resmen bir çevre edindim. geçen sene tiger mountain'da ayağımı burktuğumda, gruptan tanıştığım ve sadece iki haftadır tanıdığım bryan'ın beni arabasına kadar taşıyıp sonra da eve bırakması bende çok büyük bir iz bırakmıştı. (bkz: ) başlığında anlatılan o dinginlik buralarda bu tarz hobi gruplarıyla hayat buluyor resmen. türkiye'de arkadaşlıklar genelde liseden, üniversiteden kalmadır, otuzundan sonra yeni bir "circle" kurmak zordur deriz ya; burada o bariyerin ne kadar ince olduğunu görmek beni çok şaşırttı. bir de bu grupların en sevdiğim yanı, herkesin kendi ekipmanını, yemeğini paylaşma isteği. zirveye çıktığımızda birinin çantasından çıkardığı ev yapımı kurabiye ya da termosundaki sıcak kahveyi teklif etmesi, o "community" hissini iliklerine kadar hissettiriyor. yalnızlık çekeceğimi sanırken kendimi her hafta sonu farklı bir patikada, bambaşka hayat hikayeleri dinlerken buldum. göçmenlik denen o bazen çok sert olan süreci yumuşatan en güzel sürpriz buydu benim için.
engin jersey9 Eki 2026 10:18