almanya'daki zu verschenken kutusu geleneği

berlin'e ilk taşındığımda, kreuzberg taraflarında sokaklarda yürürken binaların girişinde, kaldırım kenarlarında üstünde yazan karton kutular görmek beni acayip gülümsetmişti. ilk başta birileri taşınıyor da eşyalarını mı unutmuş acaba demiştim ama sonra olayın güzelliğini kavradım. insanlar artık ihtiyaç duymadıkları ama hala sapasağlam olan eşyalarını çöpe atmak yerine bir kutuya koyup kapının önüne bırakıyorlar ki ihtiyacı olan biri alıp götürsün. geçen ay pazar sabahı fırına giderken bizim yan binanın önünde bir kutu gördüm. içinde pırıl pırıl bir pikap ve yanında birkaç tane klasik müzik plağı vardı. kutunun yanına da küçük bir not iliştirmişler: "çalışıyor, sadece yeni bir eve ihtiyacı var". o anki şaşkınlığımı anlatamam. aldım eve getirdim, hala taş gibi çalışıyor. sadece eşya paylaşımı da değil bu, resmen bir güven ve nezaket meselesi. bazen kutularda çocuk oyuncakları, bazen hiç okunmamış ingilizce romanlar, hatta bazen mutfak robotu falan bile çıkıyor. bu kültür sayesinde tüketim çılgınlığının o boğucu havasından biraz olsun uzaklaşıyorsunuz. eşyaların bir ruhu olduğunu ve döngüsel bir şekilde başkalarına fayda sağlayabileceğini görmek (bkz: ) gibi ruhu dinlendiren bir şey. bizde olsa "çingene miyiz biz niye yerden eşya alalım" ya da "bozuktur bu kesin" diye bakılır ama burada o toplumsal güven oturmuş. hem israfı önlüyor hem de mahalleye çok tatlı, samimi bir hava katıyor. ne zaman bir kutunun başında durup merakla içine bakan birini görsem, o kişiyle sessiz bir anlaşma yapmışız gibi hissediyorum. bu küçük detaylar insanı buralara bağlıyor işte.
bosuna degil24 Eki 2026 01:16