ingiltere'de gurbet hasreti ve sosyal hayat
yaklaşık beş yıldır londra’da yaşayan biri olarak söylüyorum, buradaki o meşhur mevzusu insanı bazen canından bezdiriyor. ilk geldiğimde "ne güzel herkes kibar, kimse kimseye karışmıyor" diyordum ama zamanla o mesafe, kışın saat dörtte kararan havayla birleşince insanın üzerine koca bir beton blok gibi çöküyor. haftaiçi herkes işinde gücünde, haftasonu ise sosyalleşme dediğin şey cuma akşamı etkinliğinden öteye geçemiyor çoğu zaman. iş arkadaşlarınla mahalledeki ortamında üç beş pint devirip harika vakit geçiriyorsun sanıyorsun ama ertesi sabah ofiste sanki dün gece hayatının sırlarını paylaşmamışsınız gibi inanılmaz resmi bir "hi, how are you?" ile karşılaşıyorsun. o samimiyetin bir tık ötesine geçmek, birinin evine çat kapı gitmeyi geçtim, iki hafta önceden takvimlere eklemeden görüşebilmek imkansız gibi bir şey. türkiye'deki o kaotik ama sıcak akşam oturmalarını, bir telefonla sahilde buluşup sabaha kadar dertleşmeyi çok özlüyorum. burada her şey çok nizami, her şey çok planlı ama bir o kadar da ruhsuz geliyor bazen. (bkz: ) falan güzel aktivite, ona lafım yok ama o içten gelen derin yalnızlık hissini, hele ki gökyüzü aylarca o bildiğimiz beton grisi tondayken tam olarak bastıramıyor. geçen hafta tesco’da dolaşırken sırf reyon görevlisiyle iki kelime türkçe konuşabilmek için "abi helal et var mı?" diye sormaya kadar düştüm. insan bazen sadece anlaşılmak, o en basit kültürel referansları bile açıklamak zorunda kalmadan kahkaha atmak istiyor. aranızda bu "kibar ama mesafeli" duvarını gerçekten aşabilen var mı yoksa ben mi yanlış mahallelerde takılıyorum, bilmiyorum. siz bu gurbetlik hissini ingiltere'de nasıl yönetiyorsunuz, merak ediyorum.
phoenix comet20 Eki 2026 11:42