ingiltere'de gurbet hasreti ve sosyal hayat
buraya geleli neredeyse beş yıl oldu, her şey dışarıdan bakınca harika görünüyor ama bazen o meşhur hissi öyle bir vuruyor ki insan ne yapacağını şaşırıyor. ilk geldiğimde her hafta sonu farklı bir şehre gidip oxfordshire taraflarında gezmek, bristol'da sokak sanatına bakmak çok keyifliydi. ama bir süre sonra o sainsbury's'den alınan hazır yemekler, her akşam üstü çöken o gri bulutlar ve insanların o aşırı mesafeli nezaketi yormaya başlıyor. burada sosyal hayatın merkezi publar ama o da bir yere kadar. olayında ingilizler dünya markası; havadan sudan, trenlerin gecikmesinden saatlerce konuşurlar ama iş samimiyete gelince sanki görünmez bir cam duvara çarpıyorsunuz. türkiye'deki o hadi akşam çaya geliyoruz spontanlığını burada bulmak imkansız. her şey haftalar öncesinden takvimine işlenmiş gibi planlanmak zorunda. bu durum bazen insanı kendi evinde bile bir yabancı gibi hissettiriyor. hasret dediğin şey sadece aile özlemi de değilmiş, onu anladım. bazen pazar sabahı fırından yeni çıkmış sıcak bir simit kokusunu, vapurun o kaotik sesini ya da mahalle bakkalıyla yapılan o amaçsız muhabbeti özlüyorum. burada bazen (bkz: ) için cumartesi sabahları erkenden kalkıp koşuya gidiyorum, orada tanıştığım tatlı insanlar oluyor ama etkinlik bitince herkes yine kendi fanusuna çekiliyor. sosyal hayatı canlandırmak için gruplarına falan katıldım ama o da bir yere kadar doyuruyor insanı. bazı günler oluyor ki, londra'nın o kalabalığında yürürken bile kendimi dünyanın en yalnız insanı gibi hissediyorum. sanki herkesin bir iç halkası var ve biz sonradan gelenler hep o halkanın bir tık dışında kalmaya mahkumuz gibi. siz bu sosyal duvarı nasıl aştınız? ya da gerçekten aşılabiliyor mu yoksa bu gurbetliğin fıtratında hep bir parça eksik kalmak mı var?
asli london5 Eki 2026 08:12