ingiltere'de public footpath kültürü

buraya taşınalı dört yıl oldu ama her hafta sonu hala yeni bir yer keşfedince o ilk günkü heyecanı yaşıyorum. ingiltere'nin o meşhur gri havasına alışınca, asıl güzelliğin o yeşil tepelerin arasında saklı olduğunu anlıyorsun. geçen hafta sonu manchester'dan trenle bir saatte ulaştığım edale taraflarındaydım. olayı bu ülkenin en büyük nimeti bence. adamın özel mülkünden, koyun sürülerinin içinden geçip gidiyorsun ama kimse 'hop ne yapıyorsun' demiyor. levhalar o kadar net ki kaybolmak imkansız gibi bir şey. özellikle haritalarını telefona indirdiğimden beri kendimi gerçek bir kaşif gibi hissediyorum. peak district'te mam tor tepesine tırmanırken rüzgarın yüzüne vurması, aşağıda o minicik taş evlerin görünmesi insana tüm iş stresini unutturuyor. yorulunca da bir taşın üzerine oturup termosundan çay içmek paha biçilemez. işin en sevdiğim yanı ise rotanın sonunda mutlaka o köhne ama inanılmaz samimi bir pub'ın seni beklemesi. edale'deki the old nag's head gibi yerlerde şömine karşısında bir içmek günün tüm yorgunluğunu alıp götürüyor. insan bazen türkiye'deki o karmaşadan sonra bu sükunete, her yerin yürünebilir olmasına şaşırıyor. (bkz: ) gerçekten bu doğa yürüyüşleriyle birleşince tam oluyor. sadece bir yürüyüş değil, aslında ülkenin dokusunu hissettiğin bir ritüele dönüşüyor bu durum. keşfedecek daha o kadar çok rota var ki, sanırım on yılımı buraya gömsem yine de bitiremem.
meltem manchester4 Eki 2026 08:07