hollanda'da mahalleliyle kaynaşmanın zirvesi buurtborrel

utrecht'in o daracık, kanal boyu uzanan sokaklarından birine taşındığımda ilk birkaç ay "acaba burada hiç gerçek bir bağ kurabilecek miyim?" diye düşünürken buluyordum kendimi. hollandalıların o meşhur randevu kültürü ve dakikliği arasında, birine öylesine bir kahveye gitmenin bile iki hafta önceden ajandaya işlenmesi biraz gözümü korkutmuştu açıkçası. derken bir cuma akşamı kapım çaldı; yan komşum henk, elinde bir şişe bira ve bir kase ile kapıda belirdi. meğer bizim sokakta her ayın son cuması yapılan bir geleneği varmış. herkes evinden bir şeyler getirmiş; birisi albert heijn'dan kaptığı dondurulmuş paketini kızartmış, diğeri kendi bahçesinden topladığı domateslerle bir şeyler hazırlamış. sokağın ortasına atılan o katlanır sandalyelerde oturup, sadece hava durumundan değil, mahalledeki o meşhur huysuz martıdan, belediyenin bitmek bilmeyen yol çalışmasından ve hatta türkiye'deki çocukluğumdan konuştuk. o akşam fark ettim ki, o mesafeli dedikleri insanlar aslında sadece senin alanına saygı duyuyorlar; ama o sınırı bir kez geçip samimiyetle yaklaştığında, dünyanın en candan topluluğuna dönüşebiliyorlar. bu deneyim bana gurbette olmanın sadece yabancı bir dilde hayatta kalmak değil, o dilin içindeki küçük neşeleri paylaşmak olduğunu öğretti. bazen (bkz: ) gibi ufak detaylar da insanın aidiyet hissini perçinliyor. sokakta karşılaştığımda sadece hoi deyip geçtiğim teyzeyle o akşam yarım saat boyunca peynir çeşitleri üzerine tartışmak, bu ülkeyi evim gibi hissetmemi sağlayan o ilk kırılma noktasıydı. sanırım hollanda'da yaşamanın en keyifli yanı, o bireysel hayatın içine serpiştirilmiş bu küçük ama çok kıymetli kolektif anlar.
ismail korsan15 Eki 2026 09:07