ingiltere'de gurbet hasreti ve sosyal hayatın kısırlığı

beşinci yılımı devirdim buralarda ama hala bazı akşamlar o tuhaf boşluk hissi yakamı bir türlü bırakmıyor. özellikle kışın saat dörtte havanın zifiri karanlık olmasıyla başlayan o kasvetli atmosfer, insanı ister istemez eski dostlarla içilen bir demli çaya veya plansız bir akşam yemeğine hasret bırakıyor. ingiltere'de sosyal hayatın en büyük sıkıntısı her şeyin aşırı planlı ve mesafeli olması. türkiye'deki gibi bir arkadaşını arayıp "hadi yarım saate sende çay içiyoruz" demek imkansız gibi bir şey; ajandalar haftalar öncesinden tutulmuş, her aktivite üzerinden onaylanmış gibi hissettiriyor. pub kültürü dışarıdan çok renkli görünse de bir noktadan sonra o da doyurmuyor. birkaç kadeh bira sonrası dönülen evde yine o sessizlik karşılıyor seni. olayında dünya markası olmuşlar ama konu biraz derinleşmeye başlayınca herkes bir adım geri çekiliyor. iş arkadaşlarınla tesco'nun önünde havadan sudan konuşurken aslında kimsenin senin gerçekten nasıl olduğunu merak etmediğini fark etmek bazen ağır geliyor. londra'nın o kalabalığında kendimi yıllardır burada yaşamama rağmen sadece bir gözlemci gibi hissediyorum. sokaktaki o aşırı nezaket, sürekli havada uçuşan "sorry" ve "cheers" nidaları bir yerden sonra araya çekilmiş şeffaf ama buz gibi bir duvar gibi gelmeye başlıyor. özellikle bayramlarda veya arkadaş grubunun türkiye'de toplandığı bir akşamda whatsapp grubuna düşen fotoğraflara bakarken buradaki konfor alanı, düzen ve tıkır tıkır işleyen sistem bir anda anlamını yitiriyor. (bkz: ) gibi yöntemleri ben de denedim ama o anlık samimiyet ertesi sabah yerini yine soğuk bir selamlaşmaya bırakıyor. bu hissi sadece ben mi yaşıyorum yoksa bu adanın havası suyu insanı gerçekten böyle bir yalnızlığa mı itiyor, dertleşmek isteyen olursa buralardayım.
meltem manchester16 Eki 2026 07:12