hollanda'daki mahalle borrel'ları ve samimiyet

hollanda'ya ilk taşındığımda herkesin çok bireysel, mesafeli ve sadece ajandasıyla yaşayan insanlar olduğu yönündeki o klişeye ben de inanmıştım. hatta ilk birkaç ay utrecht'te sokağımdaki insanlarla sadece 'hoi' deyip geçiyorduk. sonra bir cuma akşamı posta kutumda el yazısıyla yazılmış minik bir davetiye buldum: . bizim sokağın sakinleri sokağın sonundaki kanala karşı küçük bir tanışma içkisi düzenliyormuş. çekinerek gittim, 'şimdi bunlar kendi arasında flemenkçe konuşur, ben kenarda kalırım' diye düşünürken, mahallelinin o meşhur samimiyetiyle karşılaştım. herkes elinde birasıyla veya kadehiyle gelmiş, ortaya ve peynir tabakları konulmuş. yan komşum lars hemen yanıma gelip ingilizceye döndü, 'sen şu 42 numaraya yeni taşınan türk'sün değil mi?' diyerek beni herkesle tanıştırdı. o akşam sadece havadan sudan değil, mahalledeki en iyi fırının hangisi olduğundan, belediyenin çöp toplama sistemindeki ufak hilelere kadar her şeyi konuştuk. en güzeli de bu işin sadece o akşamla sınırlı kalmaması oldu. ertesi gün sokağın yani whatsapp grubuna eklendim. grupta sürekli bir yardımlaşma dönüyor; birisi 'matkabı olan var mı?' diyor, diğeri 'bahçeden fazla elma topladım, isteyen kapıdan alsın' diye yazıyor. geçenlerde ağır bir paketim gelmişti ve evde yoktum, karşı komşum anouk paketi alıp üstüne bir de 'senin için ağır olabilir, yardıma ihtiyacın olursa çal kapımı' diye not bırakmış. bu tür küçük ama hayat kalitesini artıran topluluk hissi, gurbette olduğun gerçeğini unutturup insanı gerçekten oraya ait hissettiriyor. o 'soğuk' denilen hollandalılar, bir kez hayatlarına dahil olmanıza izin verdiklerinde dünyanın en güvenilir ve yardımsever komşularına dönüşebiliyorlarmış. (bkz: )
tilki rockcisi1 Kas 2026 10:54