hollanda'da rastgele bir kasabada kaybolmanın huzuru
geçen cumartesi hava böyle hafif puslu ama güneşliydi, dedim kalkıp gitmesem olmaz. utrecht'ten bindim trene, öyle çok plan yapmadan amersfoort taraflarına doğru attım kendimi. yanıma sadece ve yarım matara su aldım. insanı en çok şaşkına çeviren şey, o meşhur sistemi sayesinde haritaya hiç bakmadan, sadece tabelaları takip ederek doğanın kalbine dalabilmek. şehir merkezinden çıktıktan beş dakika sonra kendimi ineklerin otladığı, yel değirmenlerinin döndüğü o tablolar gibi bir manzaranın içinde buldum. yollar öyle bakımlı ki, sanki belediye her sabah kalkıp fırçayla temizliyor fietspad'leri. yol üstü karşıma çıkan küçük bir çiftlik evinde 'rustpunt' yazısını görünce durdum; taze sütten yapılmış bir dondurma yedim, parasını da kenardaki kutuya bıraktım. (bkz: ) kadar yaygın değil belki ama burada da insana güvenen o naif hava hep var. akşamüstü dönüşte bacaklarım biraz sızlıyordu ama o kadar çok manzara görmüştüm ki değdi. buranın düzlüğü bazen sıkıcı gelebilir ama o düzlükte süzülürken gelen özgürlük hissi başka hiçbir şeye benzemiyor. hele o kanalların kenarında oturan insanların birbirine selam vermesi, o 'gezellig' dedikleri ruh hali insana iyi ki buradayım dedirtiyor. özellikle bahar gelince doğanın o ani uyanışı ve her yerin bir anda fırlayan lalelerle, nergislerle dolması gerçekten büyüleyici. bazen büyük şehirlerin koşturmacasından kaçıp bir pazar sabahı çiğ düşmüş tarlalar arasında pedal çevirmek, insanın içindeki tüm o gurbet yorgunluğunu alıp götürüyor. benim için gerçek entegrasyon, bu düzlükte rüzgara karşı pedal çevirmekten zevk aldığım an başladı.
bahar rotterdam2 Kas 2026 01:56