kanada'da sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasreti

toronto'ya yerleşeli koca beş yıl geçmiş ama içimdeki o boşluk bir türlü dolmuyor. hani dışarıdan baksan her şey yolunda; iş güç yerinde, mississauga tarafında idare eder bir evim var ama gel gör ki ruhum hala kadıköy'deki o gürültülü ara sokaklarda kalmış. buradaki sosyal hayatın o nezaket zırhı bazen insanı gerçekten boğuyor. herkes inanılmaz kibar, her cümlede bir "sorry" havada uçuşuyor ama o meşhur bittiği an buz gibi bir mesafe giriyor araya. iş yerinde ya da mahallede kurulan ilişkiler "have a good one"dan öteye gitmiyor bir türlü. birine "hadi gel akşam bir şeyler içelim" demek burada neredeyse bir sosyal hata. herkesin hayatı aylar öncesinden üzerinden planlanmış gibi, kimsenin kimseye ayıracak plansız bir dakikası yok. türkiye'deki o spontane yaşamı, bir telefonla birleşip sahilde çekirdek çitlemeyi özlemekten yoruldum bazen. geçen kış o meşhur dondurucu soğuklarda sheppard station'da otobüs beklerken fark ettim ki, cebimde param olsa da, statüm olsa da bu toplumun içine sızmak deveye hendek atlatmaktan zor. (bkz: ) gibi fiziksel zorluklar bir şekilde aşılıyor da bu duygusal izolasyonun bir tedavisi yok gibi. . gerçekten buraya tam anlamıyla ait hissedebilen var mı aranızda yoksa hepimiz sadece birer misafir olarak mı kalacağız bu steril dünyada?
derya hoca30 Eyl 2026 08:51