ingiltere'de parkrun kültürü ve mahalle samimiyeti
londra'ya ilk taşındığımda soğuk ingilizler klişesine kendimi o kadar hazırlamıştım ki, insanların selam vermesini bile beklemiyordum. islington civarında yaşarken bir cumartesi sabahı kendimi mahalledeki parkta buldum. meşhur etkinliği varmış. 5 kilometre koşup bitirince, tanımadığım bir sürü insanla well done diyerek selamlaştık. sonrasında olay sadece koşuyla kalmadı, mahalledeki yerel bir pubda toplanıp kahve içmeye başladık. orada tanıştığım bir amca, emekli bir öğretmen olan david, bana bahçesindeki alanından yetiştirdiği devasa kabaklardan ve domateslerden getirdi. hani o türkiye'de özlediğimiz komşuluk olayı var ya, burada da aslında çok benzeri yaşanıyor ama format biraz daha organize. kimse durduk yere kapını çalıp darlamıyor ama bir topluluğa dahil olduğunda herkes o aidiyet hissini korumaya çalışıyor. geçen ay bisikletten düşüp kolumu incittiğimde, grubundaki koşu arkadaşlarımdan gelen bir şeye ihtiyacın var mı, marketten bir şey alalım mı mesajlarını görünce gerçekten duygulandım. bir tanesi iş çıkışı waitrose'dan birkaç parça yemek alıp kapıya bırakıp gitti. (bkz: ) başlığında anlatılan o ortam sadece içki içmekten ibaret değil, gerçekten de insanların birbirini kolladığı bir sosyal ağa dönüşüyor. insanların mesafeli duruşu aslında senin özel alanına duydukları saygıdan kaynaklanıyor. o sınırı bir kez ortak bir hobiyle veya nezaketle geçtiğinde, dünyanın en sadık dostluklarını kurabiliyorsun. buradaki aidiyet hissi benim için çok değerli.
melis abla25 Eyl 2026 10:08